A girl's empty mind

"It's a good thing I was born a girl, otherwise I'd be a drag queen."

-Dolly Parton

Sep 18

mutsuz oldugum zamanlarda..

kendimi tavana astigimi hayal ediyorum.. ve nefessiz kalip kendimden gecene kadar tanri’ya dunyanin en adi kufurlerini sayiyorum.


May 28

Sabah kahvesi esliginde kucuk hayaller

Eskileri dusunuyorum.

Kucukken hayali bir kocam varmis. Ben hatirlamiyorum mesela. Almanya’da isciymis kendisi. Bildigin gurbetci. Adi Mehmet’mis. Onume gelene anlatirmisim. Hatta dermisim ki “Mehmet biraz para biriktirince beni de yanina aldiracak, ben de Almanya’ya gidicem”. Mehmet’le ilgili anilar yaziyormusum kafamdan. En fazla 3 yasinda falan olmaliyim. Bati’da o yaslarda boyle hayaller kuran insanlar buyuyunce genelde Capote falan olur, ben altin gunlerinde annemi millete rezil ettim o kadar.

Biraz buyukken kardesimi Abdullah Ocalan’in kizi oldugunu inandirmistim. Bunu yaptigimi hatirliyorum. 7-8 yaslarinda bir seydim, kardesim de olsun ki 4-5. Kurgu da su: Babam PKK’liymis ama ayrilmak istemis. Ocalan da tek sartla izin vermis. Italyan bir gazeteciden olma kizi kardesimi de yanimiza alacakmisiz, biz buyutecekmisiz. “Mesela bak senin adin Melek ya, Melike Ocalan da aslinda senin gercek ablan. Onun annesi de Finli bir baris elcisiymis.” diyerek inandiriciligin dibine bile vurmustum. Annemlere soylememekle de tehdit ettim, evet. Gunlerce gizli gizli agladigini hatirliyorum. Bati’da o yaslarda boyle kurgu orebilen insanlar buyuyunce Fellini veya Welles olur, ben psikopat kiskanc abla oldum o kadar.

Biraz daha buyuyunce resim ogretmenlerim iyi resim yaptigimi soylemeye basladi, guzel sanatlar okumami onerirlerdi genelde. Halbuki cizimim hala cok iyi sayilmaz. Lise 1’deki resim ogretmenim beni resim kursuna cagirdi. Gittim. Ama babam isin vehametini cabuk anladi, resim kursuna gittigim 2 sene boyunca okulda ancak karnimi doyurabilecek kadar harclik verdi. Tuval falan almak icin para isteyince yarin yarin diye oyaladigini hatirliyorum. O yasta bile “yarin” gokten para dusecegine inanacak kadar naif bir sanat askim olmadigi icin ben de kursa gitmekten vazgectim. Guzel sanatlara hazirlanma fikrim de boyle yok oldu. Halbuki harcliklarimdan zar zor biriktirip tuval, boya falan bile aliyordum. Bati’da boyle zorluklar yasayan insanlar buyunce Picasso falan olur, ben bu yasta hala hamurla boyayla ugrasan bir “manyak” oldum o kadar.

Cok sey olabilisim aslinda. Ogretmen oldum.


May 6

1 senedir sacim sariydi. sariyi severim.

aksam taksim donusu markette boya reyonunun onunde durdum. son 6 senedir denemedigim tek bir renk bile kalmadigi icin kutularin uzerindeki kadinlar bi an cok gereksiz gorundu gozume. ama kutulari yavastan oksarken bi seyi fark ettim: hangi rengin hangi tonu olursa olsun ben hayatimin belli bir donemini atamisim bu renklere. kizil ilk universite zamanlari, sacmasapan bi iliski, clementine hayalleri; siyah kendine guven kirintilarinin filizlendigi, beklentilerin degistigi zamanlar; kahverengi mutlu olduguma kendimi inandirdigim bi donem; “hurrem kizili” sisik yuz, mutsuzluk, hengame; sari hayatimin en yorucu sureci.. 

zorlanmadim. sanirim simdiden kendimi mutlu olduguma inandirabilirim.


Apr 27

bugun birisi bana “tum bunlara nasil dayanabildin?” dedi. “ne yapabilirdim?” dedim.. gercekten, ne yapabilirdim.. ya da hala ne yapabilirim?


Apr 13

sometimes..

I’m boring myself too.


Apr 10

Oeah!

"A Stanford MBA named Roy Raymond wants to buy his wife some lingerie, but he’s too embarrassed to shop for it in a department store. He comes up with an idea for a high-end place that doesn’t make you feel like a pervert. He gets a $40,000 bank loan, borrows another 40,000 from his in-laws, opens a store and calls it Victoria’s Secret. Makes a half million dollars his first year. Starts a catalog, opens three more stores, and after five years, he sells the company to Leslie Wexner and The Limited for $4 million.

Happy ending, right?

Except two years later, the company’s worth $500 million, and Roy Raymond jumps off the Golden Gate Bridge. Poor guy just wanted to buy his wife a pair of thigh-highs, you know?”

(Sean Parker, “The Social Network” - 2010)



the key to “success”..

the key to “success”..


Ophelia’yi oynamak..


Apr 7

Babam (21.12.2010/Sali)

Benim babam uzun yol soforuydu. Hep uzaklardaydi. Bu yuzden bizim buyudugumuze hicbir zaman tanik olamadi. Bizse onu emekliligine kadar neredeyse hic taniyamadik.

Kucukken babasiz kalan cocuklardan tek farkimiz bir gun geri donecegine inananin sadece bizim olmamamizdi. Sobali evimizin tek sicak odasinda biribirimize yanasip uyumaya calisirken annemin ablam, kardesim ve bana anlattigi bir masalin kahramani degil, uyandigimizda basucumuzda buldugumuz 3 kucuk cikolatayi gizlice koyan cocuk perisi, gece biz uyurken alelacele ama sessizce yanaklarimiza kondurulmus uc sicak opucugun sahibiydi. Bunlar bize hicbir zaman yetmezdi. Gunduz gozuyle babamizi gorebilmek cocuk aklimizin en gercekustu dusleriydi.

Arada bir yola cikarken bizi de alirdi yanina. Bazen tek tek, bazen hep beraber. Benim en guzel cocukluk anilarim sanirim babamla basbasa Duzce-Istanbul yolunda gecirdigim zamanlardi. Sabahin en kor saatinde yari uykulu evden cikardik babamla. Annem elimize yolluk 1-2 parca bir seyler tutustururdu. Benimse gozlerim sabah okula gitmek zorunda olan ablami ve daha bebek olan kardesimi arardi. Beni gormelerini isterdim; gorurlerse iclerine dolusan kiskancligin o mutlu animi daha da guzel kilacagini, babamin sadece bana ait oldugunu artik kabulleneceklerini dusunurdum. Su an gozlerimi kapatip o gunleri tekrar dusledigimde ne ablamin ne de kardesimin yuzlerini hatirlayabiliyorum. Bu afyonsu hayal belli ki ya hic vuku bulmadi ya da uykulu gozlerimin ardinda bir ruya itibari gordu.

Babam bu kisa sayilabilecek yolculuklarda artik ezberledigi yollarin oykulerini, dedemden dinledigi tek masali, simdi dusununce bana karanlik onaysa mutluymus gibi gelen cocukluk anilarini, Fransa’daki 4 yilina ait maceralarini ve o mutluluk sarhosluguyla aklimda kalmayan daha nice oykulerini anlatirdi. Yol yorardi cocuk bedenimi. Bazen bu oykulerin tam ortasinda uykuda bulurdum kendimi. Kalktigimda uzerimde babamin mazot lekeli yasli parkasi, babamin kokusuyla karisik bir seker kokusu gelirdi burnuma. Kokuyu bir turlu adlandiramazdim, babama sorardim hemen. “Bilmem ki” derdi, her seferinde cocuk safligimla inanirdim. Sonra da “Su siyah poseti bi acsana, ne varmis icinde” derdi. Ve her seferinde ayni heyecanla, ayni merakla acardim o siyah poseti ve yine her seferinde icinden sadece bana ait, benim icin alinmis en sevdigim meyve muz cikardi. Biz kucukken muz pahaliydi, ayda bir alinirdi eve. Alindiginda da 3 kardes esit paylasmak zorunda kalirdik. Ama bu yolculuklarda dedim ya hepsi bana aitti. “Evet” derdim, “babam en cok beni seviyor”.

Donus yolu biraz buruk olurdu. Uykuya yenilen bedenim babami benden alirdi. Uyandigimda eve cok yakin olurduk. Evde ablam vardi, kardesim vardi, annem vardi, babam yorgundu, uyumak lazimdi. Babam sadece bana ait degildi evdeyken. Babam bu uzuntulu halimi anlardi sanki, konuyu degistirirdi hemen. “Gezmek oldu mu?” derdi, “Oldu” derdim. “Evdekilere muz yedigini soylemek yok ama” derdi, “Yok” derdim. Sonrasi bilindik, eve gelirdik ve ben bir sonraki yolculugumuzu gorurdum o gece ruyamda.

Simdi dusununce her ne kadar kendisi pek bilmese de babamin hem cocukluk hem de bugunku hayallerimin bas kahramani oldugunu fark edebiliyorum. Baba demek benim icin uzak demekti, babam benim ilk askimdi. Ask her zaman uzaktaydi ama para kazanmak icin, bize iyi bir gelecek verebilmek icin. Oysa ki o da isterdi bizimle olmayi, bu yuzden hicbir zaman suclayamadim babami. Annemin her seferinde babamin “bizim icin” uzaklarda oldugunu bastira bastira soylemesi cocukluk hayallerimi bile o yonde kurmama neden olmustu. Ben hatirlamiyorum, halam beni her gordugunde yuzunde saf bir tebessumle anlatir. O yaslarda hayali bir kocam varmis. “Adi Mehmet’ti” der, “Mehmet Almanya’da yasiyormus, biraz calisip para biriktirdikten sonra seni de yanina aldiracakmis”. O kadar gercekci anlatirmisim ki Mehmet’e olan askima herkesi inandirabilirmisim.

Mehmet de babam gibiymis, uzakta. Para kazanmak icin uzaktaymis, benim sadece akrabalarimdan adini duydugum bir ulkede. Beni seviyormus, bir gun kesin donecekmis benim icin. Babam gercekten varmis, o yokmus ama babam yokken aslinda o varmis yanimda. Kucukken eksikligini duydugum babami bir hayal kahramani olarak bilincaltimda yasatmisim meger. Cocuklugumun safligi babama ve Mehmet’e olan askimi biribirinden ayirmayi secmek yerine ikisini de ayni bedene hapsetmis. Belki o gunlerde bana Mehmet’in neye benzedigini sorsalar babam gibi esmer, biyikli, yapili bir adam tarif ederdim. Zamanla fark ettim ki cocuk benligim de bugun aynada gordugum kadin da aslinda her askinda cocuklugunda ozledigi o babayi ariyormus.

Baba “korunmak” demektir, “guven” demektir. Bir kiz cocugunun her zaman yaninda olmalidir, olmalidir ki kiz ilk askini babasinda bulsun. Babam benim yanimda olamasa bile ben de aski hep babamda buldum. Mehmet’in hayali veya gercek bir erkegin bedeni, benim icin babamin baska isimlerin uzerine dusen yansimasiydi. Bu yuzden zamanla korunmaya muhtac yanimi icimden sokup atamadim. Babamin hicbir zaman oksayamadigi saclarimda hissettigim baska bir erkege ait ellerin verdigi sicaklik butun bedenimi kapladi. Doya doya sarilamadigim babamin bedenini aradim hayatimdaki erkeklerde. O sicakligi, o sefkati, o saf sevgiyi dokundugum olgun bedenlerin terle karisik kokusundan cikarmaya calistim omrum boyunca. Cocukken aksamlari babami arayan gozlerim, o gun okulda yaptiklarimi anlatmak icin icime sigmayan heyecanim, kulagimda babamin sessiz gulumsemesi ve kisilan gozleri ve tum bunlari bana gizliden gizliye vaad eden yabanci erkeklerin bedenleri.. Hicbiri onlarda aslinda babami aradigimi bilemedi. Belki de bu yuzden aldatildigimi ogrenmek bircok kadina gore daha cok acitti canimi. Cunku icten ice aslinda babam beni aldatmisti. Beni korumasi gereken, beni herseyden cok seven, bu yuzden de cocukluk ozlemime donusen babam..

Babam su an beraber yasayamadiklarimizi yegenimle yasamaya calisan yasli bir adam. Bense garip bir sekilde yegenimi kiskaniyorum. Babamdan kalan boslugu doldurabilecek bir erkegi, Mehmet’i ya da bir baskasini aramak yerine babamin kendisinin o boslugu doldurmasini isterdim aslinda. Cocukluk artik cok geride kaldi, babam ve hayallerim de. Gozlerimi kapatsam, bir gun actigimda Duzce-Istanbul yolunda babamla beraber bulsam kendimi. Babama sikica sarilsam.. O zaman o bosluk kaybolur mu ki?


Mae evde yokken (30.10.2010/Cumartesi)

Mae’nin 3 gunluk bayram tatilini memlekette gecirmeye karar vermesiyle beraber korktugum haftasonlarindan birini daha geciriyorum. Hic degismez bu haftasonlari.

Oncelikle bir elisiyle ilgilenmeye baslarim, mesela gecen sefer kukla yapmaya baslamistim (ki okulda bayag isime yaradi bu). Bu sefer de origamiye sardim. Hatta internetten origami kagitlari ve modelleri bulabilecegim bir site buldum. Dunden beri o lotus senin bu sakura benim elisi kagitlariyla cebellesiyorum. Siparis edecegim kagitlarim geldiginde bununla ilgili bir yazi da yazacagim.

Elisinden sonraki asama dunya mutfaklarindan evdeki malzeme elverdigince garip bir yemek denemek. Yine gecen sefer meatball marinara soslu penne yapmistim. Aslinda spaghetti olsa daha bir destekli atmis olabilirdim zira simit arasi pesto sos yerken disimi kirmayi basardigim icin feslegen yiyemiyorum, dolayisiyle feslegen de koyamadim icine. Ama allahtan evde penne bulabildim (siradan bir ogrenci evi degil burasi, makarna genelde olmuyor desem yeri). Bu sefer de dolapta buldugum soya sosu ve tavuk gogsuyle soya soslu tavuk sarma, yanina da pilav yaptim. Origamiyle birlesince pek bi seker oldu sofram. Oglen de ramen yedigimi dusunursek gunu daha uygun bir yemekle bitiremezdim sanirim.

Bir baska rutinimse icetea+haribo komasina girmek. Hic sasmaz, Mae yokken gunde en az 1 bucuk litre icetea icip hariboyla seker komasina girerim. Bu sefer de oyle oldu, hatta paraya kiydim bakkaldan 3 liraya icetea green aldim. Evet bunu yaptim cunku BIM’de green tea yok. Haribonun zaten kolalisi haric hayir diyebilecegim bir cesidi yok. Tropik meyveli en sevdigim degil belki ama bakkalda en guzel o gorundu gozume :)

Bu surecin son basamagi Adam Sandler filmlerini tekrardan izlemek, yeterince guldukten sonra da bir tane Japon veya Kore filmi, sonra da aglamalik bir film izlemek. Yine rutin olarak bu filmlerin 2 tanesi en az 35 defa izledigim filmler olmali. Bu sefer Adam Sandler’dan Big Daddy’le basladim, Japon yapimi Koizora’yla devam edip nihayet Das Leben Der Anderen’le bitirdim cok sukur. Daha once izlemeyerek cok dogru bir karar verdigimi fark ettigim Koizora normal sartlarda 10 dakika dayanamayacagim bir film olsa da haftasonu sendromum sagolsun sonuna kadar izledim. Biraz kafam duzelsin diskten de silecegim ama simdilik o da bu haftasonunun anisina kalsin.

Mae allahtan yarin sabah evine ablacigina geri donecek. Ben de kisa sureli rutin depresyonumdan kurtulacagim. Evden getirecegi ganimetler de aslinda bir yaziya konu olabilir. En guzel haber yesil kek getirecekmis. KPSS donusu yesil kek komasina girmeyi dusunuyorum. Bir de okulda Adriana diye Brezilyali bir ogretmenimiz var, kisir hastasi. Kafama soktu, yanina da kisir yapip evde kucuk capli bir dolar-mark gunu yapabiliriz abla-kardes.

Bilemiyorum, sanirim bu yalnizlik olayi iyice vurmaya basladi. Universite arkadaslari bir yerlere dagildi. Su yasta da yeni arkadas edinmek daha da zor. Okuldakilerin cogu allahlik, iyilerin de en iyi arkadasi ben degilim. Zaten is yuzunden baska ortama girecek zaman da kalmiyor. Bu da bir yana uzun zamandir kimsenin 1 numarali arkadasi olmayinca ya da 1 numarali arkadasim olmayinca bu surec cok daha zor geliyor. E ne oluyor o zaman? Kardesim en yakin arkadasim, tek arkadasim oluyor, o 2 gun evden ayrilinca depresyonum bile rutin surecte geciyor. Cidden ya ben neden arkadas edinemiyorum?

Yarin: Mae donmek uzereyken.. Brokoli haslama, evi toplama, camasir yikama, icetea bitince bakkala inmemekte direnme.. Yok yok yarin tarihin kirilma noktasi, uyanabilirsem KPSS’ye girecegim. Bol sans bana.


bugunden gelen edit: Brokoli haslamadim, Mae geldiginde odayi bok goturuyodu, camasir yikamistim sanirim, bakkala da sigara icin inmistim. KPSS’ye girmeye de usendim.


Page 1 of 2